Restless Monuments: Group Exhibition
Zilberman Gallery, küratörlüğünü Bettina Klein ve Naz Cuguoğlu'nun üstlendiği "Huzursuz Anıtlar" (Restless Monuments) adlı karma sergiyi duyurmaktan mutluluk duyar. Guido Casaretto, Vajiko Chachkhiani, Antonio Cosentino, Lara Ögel, Mykola Ridnyi, Walid Siti ve Christine Würmell'in eserlerini bir araya getiren "Huzursuz Anıtlar", 6 Mart – 28 Nisan 2018 tarihleri arasında Zilberman Gallery–Istanbul'un Mısır Apartmanı'ndaki ana galeri mekânında görülebilir.
“Huzursuz Anıtlar” (Restless Monuments), politik ideolojilerin bir sonucu olarak kentin geçirdiği hızlı dönüşüme yanıt niteliğinde bir sergidir. Kolektif katılımı dışlayan kör, otoriter karar alma süreçleri; mekânların, nesnelerin, alışkanlıkların yok olmasına ve nihayetinde bunlardan en doğrudan etkilenenlerde güçlü bir kayıp duygusuna yol açar. Bu sergi, devlet otoritelerinin veya kurumlarının onayı dışındaki çeşitli nesne ve durumların, zamanla bireyler, küçük gruplar ve topluluklar için nasıl birer "anıt" işlevi görmeye başlayabileceği fikrini araştırıyor.
Başlık kendi içinde bir çelişki barındırır; zira sergideki işlerin hiçbiri tam anlamıyla bir anıtı temsil etmez; aksine, kamusal heykellerle ve onların sembolik ve ekonomik değerleriyle, kişisel anıları tetikleyen veya temsil eden nesnelerle ve inşa edilmiş olabilecek ya da olması gereken anıtlarla ilgilenir. "Huzursuz" terimi burada, çağdaş bir durumun güvensizliğine ve istikrarsızlığına olduğu kadar, nesnelerin kendi fiziksel kırılganlığına da işaret eder. Anıtları artık hatırlanmayan veya güncelliğini yitirmiş nesneler olarak gören anlayışa meydan okuyan sergideki yapıtlar, bunun yerine onları bir tartışma ve karşılaşma alanı sağlayan nesneler olarak yeniden değerlendirmeyi öneriyor.
Guido Casaretto’nun çalışması, sanatçının büyükannesinin Tarlabaşı’ndaki (İstanbul) eski evinin tavanını yeniden canlandırıyor. Harabe evde tek başına ve bozulmadan korunan tavanı Casaretto; ahşabı, üzerindeki yanık çatlakları ve dokulu işlemeleriyle kalıba dökerek kopyaladı. Bu çalışma, Osmanlı İmparatorluğu'ndan beri bu şehirde yaşayan ve kentin kültürel yaşamı ile mimarisinde önemli izler bırakan İstanbul Levantenlerinin* hafızasını galeri mekânına taşıyor.
Vajiko Chachkiani’nin videosunda, anıtsal bir heykel sudan çıkarılıyor, bir pikap kamyonetin arkasına bağlanıyor ve sürüklenirken yavaş yavaş parçalanıyor. “Winter which wasn’t there” (Orada Olmayan Kış), filmin alt metinsel olarak hem sosyal hem de politik bir bağlama oturttuğu, bireyin kendi tarihinin imgesinden kurtulması, bir öz-özgürleşme eyleminin meseli olarak okunabilir.
Antonio Cosentino, yaklaşık yirmi yıldır “İstanbul Atlası” serisi üzerinde çalışıyor. Sanatçının kentin çeper mahallelerinde dolaşırken belgelediği mekânlar, zamanın akışına ve bunun İstanbul şehri ile sakinleri üzerindeki etkisine bir yanıt olarak sanatçı tarafından inşa edilen birer anıt gibi ortaya çıkıyor. Geri dönüştürülmüş teneke kutulardan yaptığı “Banliyö Treni” adlı çalışması ise İstanbul’un artık var olmayan banliyö trenlerinin hafızasını sergi mekânına taşıyor.
Lara Ögel’in çalışması, özellikle anma günleri için tasarlananlara benzeyen, bir kenara atılmış bir trafik babası şeklindeki bir rozettir. Bu kamusal nesneye “baba” denir ve bu sözcük Türkçede aile reisinin de adıdır. Belediye yapısı içinde babalar, kaldırımlardaki yaya trafiğini sınırlamaya ve yönlendirmeye hizmet eder; sütun benzeri şekli, adı ve işlevi ise onları üreten toplumların derin ataerkil temellerine işaret eder.
Mykola Ridnyi’nin videosunda, polis teşkilatından ayrılmaya karar veren ve şu anda taş ustası olarak çalışan eski bir polis memuru ile yapılan bir röportaj yer alıyor. Dima, Ukrayna polis teşkilatındaki yolsuzluklar karşısında ilk başlardaki idealizminin yavaş yavaş nasıl kaybolduğunu anlatıyor. Ridnyi, sergide de görülebilen bir çift polis botunu yontmasını isteyerek özel bir siparişle Dima’nın iş gününün rutini bozuyor. Sanatçı, filminde 1960’ların Sovyet çizgi filmlerinden kısa sekanslara da yer veriyor.
Walid Siti’nin Irak coğrafyasına ait yerel bir mermerden yaptığı heykelsi çalışması, yükselen bir merdiveni andırıyor. Doğadaki bitkilerden türetilen Kürtçe kadın isimlerine atıfta bulunan Arapça kelimeler dışında neredeyse işlevsiz olan bu merdiven, ataerkil toplumun inşa ettiği anıtlarla "ölümsüzleştirilen" erkek figürlerinin aksine, yıkımdan geçen bir topraklarda katkıları göz ardı edilen kadınlara ışık tutuyor.
Christine Würmell, fotoğraf serisinde Berlin’deki Volkspark Friedrichshain’da bulunan kamusal heykellerin görüntüleri ile birkaç yıl sonra aynı yere döndüğünde karşılaştığı boş kaideleri yan yana getiriyor. 1960’larda Doğu Almanya (DDR) heykeltıraşları tarafından yapılan bu heykellerin bir kısmı, küresel metal fiyatlarındaki artış ve artan maddi zorlukların bir sonucu olarak 2010’lardan bu yana birçok ülkede gözlemlenen bir fenomen olan metal hırsızları tarafından çalınmış; diğerleri ise vandalizm nedeniyle kaldırılmış veya önlem olarak “güvene alınmıştır.”
Sergi hakkında daha fazla bilgi için Serhat Cacekli ile iletişime geçebilirsiniz: serhat@zilbermangallery.com
-
Osmanlı İmparatorluğu döneminde genellikle İstanbul ve İzmir’de yaşayan, nüfusları yüzyıllar içinde önemli ölçüde azalan, Fransız ve İtalyan gibi Batı Avrupa kökenli azınlıklar.
