Landscape Of Memories: Miami
Landscape of Memories (Belleklerin Manzarası) sergisi; Carlos Aires, Alpin Arda Bağcık, Omar Barquet, Memed Erdener, Itamar Gov, Azade Köker, Larry Muñoz, Sandra del Pilar, Erinç Seymen, Yaşam Şaşmazer, Lucia Tallová ve Cengiz Tekin’in yapıtlarını bir araya getiriyor. Sergi, sanatçıların kendilerine özgü sanatsal yaklaşımları aracılığıyla insan, doğa ve bellek arasındaki karmaşık ilişkilerin derinliklerine iniyor. Doğa ve insan bilimlerinin entegrasyonunun büyük önem taşıdığı günümüzün küresel bağlamında bellek; şimdiki zamanda yol almak ve geleceği şekillendirmek adına içgörüler sunan hayati bir unsur olarak öne çıkıyor. İnsan ile doğa arasındaki bu girift bağ; deneyimlerin, hafızanın ve yaşamsal durumların sürekli olarak yeniden tanımlanmasının etkisiyle şekillenen bilişsel bir süreci inşa eder. Bu keşif, insan türünün doğasında var olan biyo-kültürel belleğe dayanarak geniş kapsamlı bir tarihsel perspektif sunar ve çevreye dair, kültürel boyutlarla derinlemesine temellenen nüanslı algılama biçimlerini harekete geçirir.
Carlos Aires (1974, Malaga), tarihsel ve anonim figürleri kullanarak günümüzü aydınlatır ve felaketi odak noktasına taşır. Pratiği; bireysel bellekleri, müziği ve tüketim alışkanlıklarını harmanlayan bir anlatı aracılığıyla toplumsal karmaşıklıkları gözler önüne sererek kültürel kodları çözer. Aires, hegemonik güçlere ve ana kurumlara meydan okuyarak acil toplumsal sorunları titizlikle inceler. Yapıtlarında; kötünün tutkulu olanla, karmaşanın ise oyunsu olanla bir arada var olduğu, keşfe açık bir ikilikler alanı ortaya çıkar.
Alpin Arda Bağcık (1988, İzmir), medya imgelerini ve bunlarla bağlantılı mitleri ile komplo teorilerini titizlikle inceleyerek bilgi üretimi gerçekliğine meydan okur. Medyanın uyuşturucu etkisini vurgulayarak hakikat-sonrası (post-truth) ve otorite kavramlarının derinliklerine iner; zamanla anlamını yitiren imgeler üzerinden toplumun nasıl pasifleştirildiğine dikkat çeker. Karakalem çizim ve tuval üzerine yağlıboya kullanan sanatçı; tanıdık figürleri, dünya liderlerini ve tarihsel dönüm noktalarını gerçek ya da gerçek dışı anlatıların içine örer.
Omar Barquet (1979, Mexico City), insanın içsel çalkantılarında yol alarak mekanın, zamanın ve belleğin özünü araştırır. Kendine özgü yaklaşımı; hareket ile tekrarı, görünürlük ile görünmezliği harmanlayan analitik bir mekan kavrayışını içerir. Çeşitli esin kaynaklarını sentezlemek için "kolaj" yöntemini kullanır ve birleştirici bir sistem olarak bir "senfoni" yaratır. Barquet’nin kökleri toplama ve geri dönüştürmeye dayanan üretimi, deniz kalıntıları ve dalgaların karaya attığı odunlar gibi zamanın ve kullanımın izlerini taşıyan malzemelere yeni bir soluk getirir. Yerli felsefelerinden ilham alarak topluluklar içindeki ilişkilere bütünsel bir bakışı savunur; atalardan kalma bilgi ve maneviyatı canlandırarak acil çevre sorunlarına dikkat çeker.
Sandra del Pilar (1973, Mexico City), resimleri, nesneleri ve enstalasyonlarında, özel olan ile politik olanın buluştuğu yer olarak kavradığı şeffaflık (transparency) fenomenini inceler. Çalışmalarında şeffaf sentetik lifler kullanarak kolektif ve kişisel bellekten türeyen rüya benzeri senaryoları somutlaştırır. Geleneksel (imge-) mekan ve (lineer) zaman kavramlarını aşarak, iç ve dış alemler arasında girift bağlar kurar, imgeler dünyası ile izleyicinin bedeni arasında yol alır. Bunu yaparken, çağımızın politik ve toplumsal olaylarına ve koşullarına taze bir perspektif sunar.
Memed Erdener (1970, İstanbul), sanat yolculuğuna 1997 yılında belirgin referansları olan dışa dönük yapıtlar üreterek Extrastruggle (Ekstra Mücadele) adıyla başladı. İsminin de hakkını vererek, Türkiye Cumhuriyeti'nin dogmatik propaganda sistemine karşı bir mücadeleye girişti. Erdener son dönem çalışmalarında semboller, ideogramlar ve imgelerle inşa edilmiş cümlelerle çalışarak alternatif bir dil yaratmayı amaçlıyor. Dilin indirgeyici yapısının ötesine geçen formlarla düzenlenmiş Dokuzlu Seriler (Nonuple Series) üretmiştir.
Itamar Gov (1989, Tel Aviv), tarih, ideoloji ve estetik arasındaki karmaşık bağlantıları keşfederek kişisel, kolektif ve kurumsal belleğin derinliklerine iner. Sosyo-politik bir keşif aracı olarak unutulmuş mikro-tarihleri mercek altına alan heykelimsi ve mekansal enstalasyonları, kültürel geleneklere ve sözleşmelere yönelik sorgulayıcı bir şüpheyle başlar. Süregelen araştırmalara dayanan yapıtları, sanat ve siyasetin kesişim noktasında yol alarak bilinen ile varsayılan arasındaki gerilimi vurgular; gerçek ile yalan, gerçeklik ile hayal gücü arasındaki net sınırlara dair varsayımlara meydan okur. Gov, eksiksiz bir tablo sunmaktan kasten kaçınarak izleyicileri yapıtların unsurlarıyla etkileşime girmeye ve sorgulayıcı bir sürecin parçası olmaya davet eder.
Azade Köker (1949, İstanbul), daha erken dönem çalışmalarında ağırlıklı olarak kimlik ve aidiyet kavramlarını ele almıştır. Sanatçı, çelişki, şeffaflık ve kırılganlığa dayalı bir öznellik aracılığıyla elde edilen melezliği (hibritlik) kaçınılmaz bir hayatta kalma mekanizması olarak önerir. Son çalışmalarında doğa, kültürel bir inşa olarak müzakere edilir. İnsan müdahalesinin izlerini barındıran doğa imgeleri yaratır ve daha sonra yüzeydeki tekrarlayan bir desenle bu imgeleri yapısöküme uğratır. Yüzeyin bu şekilde katmanlaştırılması ve yeniden işlenmesi yoluyla, temsil edilen imgenin kusursuzluğunu ve okunabilirliğini bozar ve resmin olasılıkları üzerine yorumda bulunur.
Larry Muñoz (1982, Bogotá), doğadan ilham alarak onun kırılganlığını ve karmaşıklığını detaylara, küçük unsurlara ve jestlere gösterdiği keskin bir dikkatle keşfeder. Sanatçı heykeller, videolar ve enstalasyonlar aracılığıyla izleyicileri farklı kökenlerden gelen organik ve endüstriyel malzemelerle etkileşime girmeye davet eder. Muñoz, doğayla olan ilişkimizin evrensel ve özel yönleri üzerine düşünür; doğal dünya hakkında düşünme ve onunla ilişki kurma biçimlerimizi ele alır.
Erinç Seymen (1980, İstanbul), iktidar ve güç ilişkilerine odaklanır; modern ve geleneksel hetero-normatif gerçeklikleri doğrudan eleştiren ve sınırlayan bir anlatı yaratmak üzere bir araya gelen metaforlar ve antropomorfik (insan biçimli) formlar kullanır – bu durum özellikle en son çalışmalarında belirgindir. Yöntem olarak ironi/hiciv kullanan Seymen, niyetlerdeki farklılıklardan kaynaklanan çelişki ve asimetriyi ele alır; sadakatin, ortak değerlerin ve aidiyet kültürünün kalıcı etkilerini izler.
Yaşam Şaşmazer (1980, İstanbul), heykellerini ve enstalasyonlarını ağırlıklı olarak ahşap, kil ve kağıt gibi doğal malzemelerden üretirken, mantar ve kaya gibi organik unsurları da buralara pürüzsüzce dahil eder. İnsan bedenini merkezine alan figüratif heykelleri, tanınabilir formlar ile amorf formlar arasında geçiş yaparak organik malzemelerin sınırları muğlaklaştıran etkisini vurgular. Bazı parçalar anonim ya da ampute bedenleri tasvir ederek insan/insan-dışı ve canlı/cansız ikiliklerini öne çıkarır. Dönüşen bedenler aracılığıyla kurucu ikilikler arasında yol alır; varlık/yokluk ve canlılık/ölümlülük kavramlarını sorgular. Pratiği, insanın büyük düzendeki o sözde merkezi konumuna meydan okur.
Lucia Tallová (1985, Bratislava), resmi enstalasyonlar, kolajlar ve fotoğraflarla iç içe geçirerek temalar ve teknikler arasında maddi bir bağ kurar. Çalışmaları baskın alanlardaki sezgisel jestlerden kaçınarak mekansal alemlere evrilir. Kolaj benzeri nitelikleriyle üretimi, malzemeleri depolayıp yeniden düzenleyerek ve artıkları manipüle ederek görsel olarak işe yaramaz unsurlara yeni bir varoluş kazandıran yeni sistemler oluşturur. Bu süreç, eski fotoğraflar, albümler, kartpostallar ve çeşitli nesnelerden oluşan arşivine de uzanır; burada tekinsiz ögeleri dönüştürüp manipüle ederek kurgusal bir arşive dönüştürür, malzemelerin geleneksel ömrünü sorgular ve onlara yenilenmiş bir anlam kazandırır.
Cengiz Tekin (1977, Diyarbakır), sanatsal pratiğinde gelenek ve aile gibi köklü toplumsal meseleleri tartışmak için fotoğraf, video ve heykeli kullanır. Sanatçı özellikle hem yerel hem de küresel siyasi gündeme odaklanır. Tekin, belgeleme yoluyla güvenilen rutinin arkasındaki ironiyi açığa çıkarır ve kesintiye neden olan tekinsiz formları sunar. Genellikle kendi deneyimlerinden yola çıkan sanatçı, küresel bir aciliyet olarak yaklaştığı sığınma ve mültecilik sorunlarına dikkat çeker.
