Seven Deadly Sins: Simon Wachsmuth
Zilberman | Berlin, Simon Wachsmuth’un Seven Deadly Sins (Yedi Ölümcül Günah) başlıklı kişisel sergisini duyurmaktan mutluluk duyar.
Simon Wachsmuth’un üretimi, tarihsel anlatıları ve bunların çeşitli kültürel ve politik çıkarımlarını ele almak etrafında şekillenir. Wachsmuth, Zilberman’daki bu üçüncü kişisel sergisi olan Seven Deadly Sins’de, şu anki evi ve çalışma yeri olan Berlin’den yola çıkan belirli tarihleri araştırmayı seçiyor. Savaş temasını hem kamusal hem de özel tarihle iç içe geçmiş bir şekilde ele alan Wachsmuth, iktidar yapılarının tarih anlayışımızı ve çevremizi nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.
Saligia, insan kollarından oluşan bir bronz döküm grubudur. Bu kollar, kamusal anıtlardan bildiğimiz tarihsel figürleri temsil eden heykellere atıfta bulunur. Kollar, tıpkı bronz heykellerin kalıntıları gibi gövdeden ayrılmıştır. Bu beden fragmanları aynı zamanda savaşın ilk zayiatına işaret eder: Şiddetle paramparça olan insan bedenine. Siyasi bir tarihin vefalarını yakalamak amacıyla heykelimsi temsillere kol bantları eklenmiştir; bu da insanlar ile iktidarın nişaneleri arasındaki karmaşık ilişkiyi simgeler. Olağanüstü hal ve ihtiyaç zamanlarında kol bantları, insanları iyi ya da kötü yönde ayırt etmek için kullanılır. Kaba görünümlü tuval bağlar, sahne benzeri bir platformun üzerinde sarkan kollara bağlanmıştır. Beyaz üzerine yazılmış yedi günahın arasından sıyrılan kırmızı bir bağın üzerinde Tiranlık yazılıdır. Kollara iliştirilmiş diğer kol bantlarında ise Öfke, miskinlik ve açgözlülük yazılıdır; bu kollar hem tekinsiz hem de güven veren bir kavrayış jestiyle durmaktadır. Sanatçı, bu terimlerin yeni bir okumasını önererek onları yalnızca insani değil, değişimi gerçekleştirmede elzem unsurlar olarak değerlendirir. Bu çalışmada, yedi ölümcül günah ile tiranlık fikri arasındaki, iktidar ilişkileri ile onların kurbanları arasındaki ilişki araştırılır.
Genius Malignus, René Descartes’a kadar uzanan bir terimdir. Bu başlık, 17. yüzyıl filozofunun bir düşüncesine atıfta bulunur: Dünyaya ne kadar bakarsanız bakın ve onu anladığınızı düşünürseniz düşünün, sizi dünyanın farklı göründüğüne ikna eden kötü bir ruh her zaman vardır. Bu nedenle, kendi gözlemlerinize güvenmemeniz gerekir. Wachsmuth’un mekâna yayılan çalışması, üzerinde fotografik imgeler bulunan kitap sayfalarının bir birikiminden oluşur. İmgeler; tiyatro uygulamacısı, oyun yazarı ve şair Bertolt Brecht tarafından 1930'larda Margarete Steffin’in önemli katkılarıyla yazılan Cesaret Ana ve Çocukları oyununun sahnelenmesine ait bilinen bir dokümantasyondan alınmıştır. Oyun, bugün siyasette bildiğimiz bazı siyasi yapıların şekillenmeye başladığı bir dönem olan 17. yüzyıl Avrupa’sında, Otuz Yıl Savaşı sırasında geçer. Simon Wachsmuth, bu imgeleri kırmızı çizgilerle incelikle kesip yeniden işleyerek oyuncuları yinelenen bir jestle görünmez bir güce bağlar; determinizm sorusunun altını çizer ve bunu daha önce açıklanan Saligia ile ilişkilendirir.
Simon Wachsmuth, sergideki üçüncü çalışma olarak, Berlin’de yazar Heinrich von Kleist’ı tasvir eden bir heykelin ayakları ucunda icra edilen I work day and night (Gece Gündüz Çalışıyorum, 2021) performansının dokümantasyonunu gösteriyor. Performans, hem sanatçının kendisinin hem Heinrich von Kleist’ın hem de şair Else Lasker-Schüler’in yaşadığı şiddetli huzursuzluk deneyimine dayanıyor. Wachsmuth, heykelin ayakları dibinde bir Kızılay battaniyesi üzerinde geceyi geçirerek, toplumsal ilerleme ve kültür çalışanlarının hâlâ çözülememiş sorunlu ekonomik durumu üzerine tefekkür ederek her iki yazarın hikayesini kendisininkiyle birleştiriyor. Bu çalışmanın, toplumsal güvensizliğin kamusal tartışmaların ön planında yer aldığı korona pandemisinin hemen ardından yaratılmış olması şaşırtıcı değildir. Seçilen mektupların ve bir metnin okunması bir ses kaydı biçiminde tespit edilmiştir. Performans, küratörlüğünü Bettina Klein’ın üstlendiği Restless Monuments (Huzursuz Anıtlar) projesinin bir parçası olarak gerçekleşmiştir.
Sergideki son çalışma, süregelmekte olan bir üretimin ilk bölümünü oluşturan bir video-eskizdir. Preussischer Erzengel (Prusya Başmeleği), John Heartfield ve Rudolf Schlichter’in 1920 yılında Berlin’deki ilk Dada Salonu’nda sergilenen bir çalışmasının başlığıydı. Sanatçılar, tavana askeri üniformalı bir kukla asmışlar ve üzerine Berlin’deki eski Tempelhofer Feld havaalanına atıfta bulunan bir tabela yerleştirmişlerdi. Bu çalışma ve genel olarak Dada hareketi, savaş sonrasının militarizm karşıtı dürtüsü tarafından belirlenir. Wachsmuth’un Hoch vom Himmel komm ich her başlıklı çalışması, Berlin’deki Tempelhofer Feld’in zaman içinde üstlendiği farklı anlamları tasvir etmeyi amaçlıyor; bir askeri eğitim alanından ve Nazi politikasının merkezinden, özgürlükle ilişkilendirilen bir yere uzanan süreci ele alıyor. Savaşın sonuçlarının –içsel benliğin, fiziksel benliğin istikrarsızlığının ve büyük resmin güvensizliğinin– kuşaklar boyunca nasıl bir artçı yaşam sürdürdüğü üzerine düşünüyor. Çalışma, bir enstalasyonun parçası olacak ve sergiden sonra da devam edecektir.
Seven Deadly Sins sergisine; Andris Brinkmanis, Bettina Klein, Lotte Laub ve Simon Wachsmuth’un yazılarının yer aldığı bir katalog eşlik etmektedir.
Sergi süresince Zilberman, Laurie Schwartz ve ITINERANT INTERLUDES işbirliğiyle bir performans sunmaktan mutluluk duyar. Etkinlik duyurusu daha sonra paylaşılacaktır.
Simon Wachsmuth
(d. 1964) Viyana Uygulamalı Sanatlar Üniversitesi’nde resim ve görsel medya tasarımı eğitimi aldı. Berlin’de yaşıyor ve çalışıyor. Yapıtları; Kassel’deki documenta 12’de (2007), İstanbul Bienali’nde (2009), Busan Bienali’nde (2012) yanı sıra Çin’deki Suzhou Documents’ta (2016) ve Makao Bienali’nde (2021) yer aldı. Çalışmaları; Madrid’deki Museo Reina Sofia ve Karlsruhe’deki ZKM’de Georges Didi-Huberman’ın Atlas sergisinde, Avusturya Graz’daki Steirischer Herbst’te Zasha Colah küratörlüğündeki body luggage, migration of gestures sergisinde ve Berlin Gropiusbau’da Natasha Ginwala ve Julienne Lorz küratörlüğündeki And Berlin Will Always Need You sergisinde gösterildi. Ayrıca yapıtları; Porto’daki Museo Serralves, Museé de Valence, Sevilla’daki CAAC, Neues Museum Nürnberg, Kunsthaus Dresden, Kunstmuseum Vaduz/Liechtenstein, Siegen Çağdaş Sanat Müzesi, Viyana’daki Belvedere Müzesi, Floransa’daki Marino Marini Müzesi ile Torino’daki Fondazione Sandretto Re Rebaudegno ve Mısır Müzesi gibi kurumlarda sergilenmiştir.
