So flows the tide of things: Yaşam Şaşmazer
GALLERY WEEKEND
Katalog lansmanı & Sergi turu
Yaşam Şaşmazer & Övül Ö. Durmuşoğlu
03 Mayıs Cumartesi, Saat: 17:00
Zilberman | Berlin, Yaşam Şaşmazer’in So flows the tide of things başlıklı kişisel sergisini duyurmaktan mutluluk duyar.
Benlik ve öteki, insan ve insan-dışı, iç ve dış arasındaki çözülen sınırlar; bir arada var olma ve kırılganlık anlayışımızı nasıl değiştirebilir?
So flows the tide of things sergisinde, heykel sanatçısı Yaşam Şaşmazer, insan olmanın antroposentrik (insan merkezci) düşünce alışkanlıklarından sıyrılan farklı kavramlarını; dönüşüm, açıklık ve oluşum (becoming) süreçlerine odaklanarak inceliyor. Şaşmazer, ya o / ya da (Zilberman | İstanbul, 2021) sergisinde heykellerinden insan formu kabuğunu soymaya zaten başlamıştı. Şimdiyse bu heykeller Öteki'ne doğru daha da akışkan bir hal aldı; insan bedeni şeklinden giderek uzaklaşarak kendilerini muğlaklığa ve ucu açıklığın potansiyellerine açtı.
Şaşmazer’in heykelleri, parçalanma ve akışkan geçişlerle karakterize edilen biçimsel diliyle dikkat çeker: kumaş gibi katlanan deforme olmuş sırtlar; gökyüzüne doğru açılan diz çökmüş alt bedenler; kaideler üzerinde yatan, başı veya kolları olmayan daire biçimli torsolar (gövdeler); sırtüstü uzandığında kırılgan içini açığa çıkaran bir kabuğu veya dış çeperi çağrıştıran formlar... Bu soyut, biyomorfik şekiller, geleneksel figüratif heykelin kesin ve net anlaşılırlığından kaçınırken, aynı zamanda kıvrımlı hatlarıyla koruma, kırılganlık ve teslimiyet duygularını uyandırır. Kırılganlık ve incinebilirlik genellikle bir zayıflık olarak algılansa da aslında yaşamın önemli bir yönüdür; büyüme, bağ kurma ve kendini yeniden keşfetme için alan açan dinamik durumlardır. Bunlar karşılıklı bağımlılığımıza işaret eder ve en istikrarlı yapıların bile kırılgan sistemlere dayandığını hatırlatır. Yaşam Şaşmazer bedenleri kapalı varlıklar olarak değil, simbiyozu (ortak yaşamı) ve dönüşümü somut kılan gözenekli kaplar olarak görür; bu fikir, post-hümanist söylemle yakından ilişkilidir. Uzun süredir benlik ile çevre arasındaki bir sınır olarak görülen beden, kenarlarından yumuşamaya, tekilliğini kaybetmeye başlar; çoğullaşır. Dokudaki yırtıklar birer açıklığa dönüşür; diğer yaşam formlarını içine alan ve yeni ilişki biçimlerine giren ara mekanlar (in-between spaces) doğar. Bu şekilde metamorfoz (başkalaşım), bir yakınlaşma sürecine dönüşür. Düşünceleri Şaşmazer’in bu sergideki araştırmaları için merkezi bir referans noktası oluşturan filozof Emanuele Coccia, "Metamorfoz geçirmek, Öteki'nin bedeninde 'ben' diyebilmek demektir," diye yazar.
Şaşmazer önceki sergilerinde sıklıkla kağıtla çalışmışken, So flows the tide of things sergisinde diğer döküm malzemelerinin yanı sıra ağırlıklı olarak –hem pişmiş hem de pişmemiş– çamur (kil) kullanıyor. Bu iki durum arasında bir müzakere yürüten Şaşmazer, dayanıklılık ile geçicilik arasındaki gerilimi test ediyor. Nihayetinde toprağın bir formu olan çamur, Şaşmazer’in heykellerinin döngüsel bir sürecin parçası olduğunu bize hatırlatır; sergide sadece şekillendirilmiş bir malzeme olarak değil, aynı zamanda mekanda site-specific (mekana özgü) bir unsur olarak yer alır.
Sanatçının bu sergiye dahil ettiği beş çalışmasından oluşan suluboyaları da benzer şekilde döngüsel bir sürece işaret eder: dairesel, öz benzeri formlar başlangıçları veya bitişleri akla getirir, hafiflikleri ve akışkanlıkları ile güçlü bir tezat oluşturan bir atmosfer yaratır. Suluboyalar –tıpkı heykeller gibi– sıcak, organik tonlarda sunulur ve Şaşmazer’in sanatsal pratiğinde toprağın rolüne atıfta bulunur.
Yaşam Şaşmazer, So flows the tide of things enstalasyonu için atölyesinin belirli bölümlerini yeniden inşa ederek iki odaya yayılan bir arşive dönüştürdü. Dört endüstriyel raf üzerinde heykeller; yosun, taş ve ağaç dalları gibi doğal malzemelerin yanı sıra hatalı dökümler, döküm kalıpları ve tamamlanmamış nesnelerle diyaloğa giriyor. Malzemelerini ve heykellerini yan yana sunan Şaşmazer, hammadde ile sanat eseri arasındaki sınırları bulanıklaştırıyor ve geleneksel değerleri sorguluyor. Raflara entegre edilen cam yüzeyler sıra dışı bakış açılarını mümkün kılıyor; bizi genellikle gizli olanı keşfetmeye davet ediyor ve çeşitli unsurlar arasında bağlar kuruyor. Şaşmazer, So flows the tide of things hiyerarşilere ve dışlamalara dayanan sistemleri sorguluyor. Yatay, çoğulcu bir yaklaşım öneriyor ve sanatsal üretimi dinamik bir döngü olarak ele alıyor.
Serginin başlığı olan So flows the tide of things, Romalı şair Lucretius’un De rerum natura (Şeylerin Doğası Üzerine) adlı didaktik şiirinden alınmıştır. Lucretius, doğa felsefesinden beslenen bir dünya görüşünün şiirsel taslağında –Şaşmazer’in ifadesiyle– doğayı katı bedenlerin bir koleksiyonu olarak değil, akıntılardan, kıvrımlardan ve geçişlerden dokunmuş bir kumaş olarak tanımlar. Her şey, sürekli olarak kendilerini yeni takımyıldızlar halinde yeniden düzenleyen, çözülen ve ardından tekrar yeni formlara bağlanan dakik, bölünmez parçacıklardan oluşur. Şaşmazer, sergideki işlerinde bu düşünceleri sahipleniyor; katı bir tiksellikten uzaklaşarak açık duran, bağ kuran ve kendilerini tekrar tekrar dönüştüren süreçlere ve varlıklara yöneliyor.
(Metin: Lusin Reinsch, Almanca aslından İngilizceye çeviren: Darrell Wilkins)
Yaşam Şaşmazer (d. 1980) İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümü’nde tamamladı. Kişisel sergileri arasında şunlar yer almaktadır: So flows the tide of things (Zilberman | Berlin, 2025), ya o / ya da (Zilberman | İstanbul, 2021), Metanoia (Havremagasinet, Boden, 2017; Torrance Sanat Müzesi, California, 2016), Karanlık Madde (Kunstverein Ingolstadt, 2017). Eserleri ayrıca (diğerlerinin yanı sıra) şu karma sergilerde sergilenmiştir: Dağınık Mavilikten Süzülen (Galerist, İstanbul, 2024), Farz Et Ki Sen Yoksun(Arter, İstanbul, 2024), Cappadox 2024 (Nevşehir, 2024), Everything will be just like now – just a little different(Künstlerhaus Palais Thurn & Taxis, Bregenz, 2023), Kendi Gölgesinde (Arter, İstanbul, 2023), Landscapes Florenz & Istanbul (Museum Schloss Moyland, Bedburg-Hau, 2023), Locus Solus (Arter, İstanbul, 2022), Reset.Krise/Chance(Kunstmuseum Ahlen, Ahlen, 2021), Günün Sonunda (Odunpazarı Modern Müze, Eskişehir, 2020), Unbreakable: Women in Glass (Fondazione Berengo Art Space, Venedik, 2020), Cappadox 2017 (Nevşehir, 2017) ve Confessions of Dangerous Minds (Saatchi Gallery, Londra, 2011).
