ETCETERA
13/08/2009 - 25/09/2009
Soyut Dışavurumculuk 1950-1955
Bu terim, 1940'lar ve 1950’lerde Amerika’da ortaya çıkmıştır ve New York Okulu olarak adlandırılmaktadır.
Soyut Dışavurumculuk, nesnelerden çok duyguların aldatmacasını vurgulamaktadır. Bu akımı uygulayan birçok ressam, büyük ölçekli kanvaslarda, dramatik renkler ve serbest fırça darbeleriyle çalışmışlardır. Aynı zamanda hareketin vurgulandığı Aksiyon Resmi ve New York Okulu olarak da adlandırılan bu akım, New York, Greenwich Village’da 1940’ların ortalarında ortaya çıkmıştır. Avrupa’daki sanat akımlarına karşı bağımsızlığını ilan eden bu Amerikan akımı, ilk defa sanatçıların kıtalararası etkileşiminde fark yaratmıştır. Soyut Dışavurumculuk, 1960’larda Pop Art popüler olana değin şöhretini korumuştur. Bu akım, New York’u Paris’in yerine sanat dünyasının merkezi haline getirmiştir.
Soyut Dışavurumculuk, farklı stilleri bünyesinde barındırmasına rağmen, bu akımda birçok birleştirici tema yer almaktadır. Soyut Dışavurumcuların tablolarında yer alan şekiller, çizgiler ve formlar, görsel dünyanın farklı bir gerçeklikle anlatımıdır. Teknik olarak, Soyut Dışavurumcular yüzey kalitesine ve dokuya önem vermiş ve eserlerindeki tesadüfleri ve şansı vurgulamak istemiş, ama aslında icralarını çok da planlamamışlardır. Boyama işlemi sırasında meydana gelen hatalar ressamın lehine sonuçlanmıştır. Arshile Gorky ve Hans Hoffman, sanatçıların dikkatini resmin soyut anlatım potansiyeline ve madde haline çekmek istemiştir. Soyut Dışavurumculuğun iki ana akımı hareketi vurgulayan Aksiyon Resmi ve Renk Alanı Resmi’dir. Jackson Pollack gibi aksiyon ressamları boyanın dokusunu ve ressamın el hareketlerini tasvir etmek istemişlerdir. Mark Rothko gibi renk alanı ressamları ise, belirgin bir konuyu ele almadan, dingin ve ruhani tablolar yaratmak için renkler ve şekillerle ilgilenmiştir.
Soyut Dışavurumcular, resim yapmayı duyguların en saf şekilde betimlenmesi ve görsel gerçekliğin aracı olarak görmüşlerdir. Akım, aniden ortaya çıkan bilinçsiz yaratıcılıkta birleşse bile, tüm Soyut Dışavurumcuların eserleri soyut ve betimleyici değildir. Resim yapma eyleminin kendisi, bitmiş bir eser kadar önemli sayılmaktadır.
Soyut Ekspresyonizmin felsefesi, insanoğlunun varlığına ait soruların cevabını aramaktır. Kişisel psikolojik savaşlar, insanoğlu ve doğa arasındaki mücadele ve manevi huzur peşinde koşmakla ilgili sorulara yanıt aramaktadır.Tüm bu konseptler soyutlukla betimlenmiş, bilinçaltındaki duyguların ve arzuların, resim yapma eylemiyle serbest bırakılmasıyla anlam bulmuştur. Bu akım daha sonraki Amerikan jenerasyonlarında özellikle renklerin ve nesnelerin kullanması üzerine derin bir etki bırakmıştır.
Renk Alanı Resmi
Renk Alanı Resmi, ilk akıma karşı sert bir değişimi temsil eder. Soyut Dışavurumcuların eserleri güçlü bir kişisel duygusallık, resim kalitesi ve bazen Willem de Koonig’in eserlerinde olduğu gibi kubizmin unsurlarını içerir. Renk alanı sanatçıları işlerine daha tarafsız ve yalın bir entelektüel estetik anlayışı getirmiştir. Eserlerinde, Soyut Dışavurumculuğun ana unsurlarını kullanmışlardır: öz ve yekpare renk alanları, düz ve iki boyutlu görsellik, büyük ölçekler ve farklı boyutlarda kanvaslar.
Harekete Dayalı Aksiyon Resmi (Jestle Soyutlama olarak da anılır)
Resim yüzeyine anında ve dikkatsizce dökülen, damlatılan veya sürülen boya yoluyla fiziksel hareketi vurgulayan bir stildir. Ortaya çıkan eser çoğu zaman tamamlanmış eserin veya sanatçının aktarımından çok fiziksel hareketi vurgular. Eserin son hali, sanatçının yaratma sürecinin veya eyleminin fiziksel tezahürü olarak görülür. Sanatçının, kol ve bilek hareketleriyle, sanatsal jestlerle, fırça darbeleriyle boyayı püskürtmesi, damlatması, kanvasa sıvaması ve sıçratması yoluyla tezahür eder. Sanatçı bazen, boyanın kanvasın üzerinden akmasına veya kanvasın belli bölgelerinde birikmesine izin verir. Bu zihnin bilinçsiz kısmını ortaya çıkaran kendini ifade etme eylemidir.
Sert Kenar Resmi
Boyanın niteliklerini ve hareketini duyguların ifadesinde kullanan Soyut Dışavurumculara tepki olarak, onların kullandıkları formları kişisellikten arındırarak kendi tekniklerine adapte etmişlerdir. Renkler arası sert ve belirgin geçişler kullanılır. Sert-kenar resmi, düz bir yüzey üzerinde genellikle geometrik olan, basitleştirilmiş büyük biçimlere yer verir.
İlk kez 1959'da Los Angeles Times’da sanat eleştirmeni, küratör ve yazar olan Jules Langsner tarafından dile getirilmiştir. Langsner bu terimi, boyanın niteliklerini ve hareketini duyguların ifadesinde kullanan soyut dışavurumculara tepki olarak, onların kullandıkları formları kişisellikten arındırarak kendi tekniklerine adapte eden ve çoğunlukla parlak renkler ve keskin çizgiler kullanan Kaliforniyalı sanatçıların stillerini betimlemek için kullanmıştır. Bu yaklaşım 1960’da çıkış merkezi olan Kaliforniya’dan yayılmıştır.
» BUNLARI DA GÖRÜN
Sanatçı Sayfaları
- Jiri Kobos